Storytelling nedir? Markalar için neden önemli?

Herkesin, her şeyin bir hikayesi var. Ama önemli olan, o hikayeyi nasıl anlattığınız. Eğer storytelling (hikaye anlatıcılığı) yoluyla hedef kitlenizin empati kurabileceği bir dil yakalayabiliyorsanız yenilikçi bir stratejinin de ilk adımını atmışsınız demektir. 

Hikayeleştirme tekniğine uzun süredir aşinayız diyebiliriz. Bu, çocukluğumuzda tanıştığımız masallarla başlayan ve yetişkin de olsak hayatımızı güzelleştiren hayal dünyasıyla devam eden bir süreç aslında. Öyle ki uykuda bile zihnimizin uyanık kalıp kendini hikayelerle aydınlattığını söylemek mümkün. Hepimizin hikaye anlatmaya dair süper güçleri var ama hayatın getirdikleri – çalışma hayatı, stres, faturalar, iş yoğunluğu – yüzünden bu içgüdüsel becerimizi göz ardı ediyoruz. Aslında bu yüzden işimizle alakalı herhangi bir rutin bize sıkıcı geliyor, iş sunumları bizi uyumaya zorluyor ve verimliliğimiz düşüyor. Çünkü çoğumuz hikaye anlatma içgüdülerimizi bastırmayı öğrendik, bunu iş dünyasında gerçek dışı bir beceri olarak düşündük. Oysa ki hikaye anlatma, yalnızca şairlere, yazarlara, oyunculara ve çocuklara hediye edilen bir beceri değil. Bu hepimizin yararlanabileceği bir yöntem. Peki ama nasıl?

Dijital medyada empatinin gücü

En sevdiğiniz filmi düşün. Muhtemelen ana karakterlerden biri, size kendinizi hatırlatıyor değil mi? Bu durum bir tesadüf değil. Bütün film endüstrisi bu temel mantıkla hareket ediyor. Size benzeyen karakteri karşınıza çıkarıp filmle aranızda bir bağlantı oluşturuyor. 

Çünkü içgüdüsel olarak ilişki kurabileceğimiz karakterlere ve dünyalara çekiliriz. Bu yüzden lise yıllarında gençlik filmlerini sevmemiz pek de şaşırtıcı değil. 

Empati, dijital medyada da son derece güçlü. Eğer hedef kitlenizin kendisiyle ilişkilendirebileceği bir paylaşımda bulunursanız daha fazla etkileşim alırsınız. Click To Tweet Global anlamda BuzzFeed, empati becerimizden yararlanarak tarihin en hızlı büyüyen medya şirketlerinden biri oldu. Nasıl mı yaptı bunu? “Yalnızca Stanford’da Olabilecek 21 Şey” gibi samimi ve gülümseten bir paylaşımda bulundu. Sonrasında Stanford’da yaşayanların sosyal ağlarda bu paylaşımı yaymasıyla çok geçmeden yüzbinlerce kişiye ulaşmış oldu.  Yani niş alanlarda paylaşım yapmanın ilgili hedef kitleye daha net bir “empati sinyali” vereceğini söyleyebiliriz. 

Hedef kitleniz hikayenizle empati kurabiliyorsa amacınıza ulaşmışsınız demektir. 

İş hayatında empati ve ilişkilendime

Hikayeleştirmenin ve empatinin gücünü iş hayatında da fazlasıyla görmek mümkün. Dikkat etmeniz gereken tek şey, anlattığınız hikayenin karşı tarafta bir karşılık bulup bulmadığı. Bir blog yazarken, satış yaparken ya da iş toplantısında bir hikaye anlatırken kendinize şunu sorun: Hedef kitlem kendilerini bu hikayede görebilir mi? Bununla gerçekten ilgilenirler mi? Hedef kitlenizle nasıl ilişki kuracağınızdan emin değilseniz, isteklerini / ihtiyaçlarını anlayana kadar onları analiz etmenizde fayda var. Bir vaka çalışmasından bir sunuma ya da video içeriğe kadar anlattığınız her hikaye, izleyicide “fark ediliyorum” hissi yaratmalı. 

Storytelling yani hikaye anlatıcılığındaki ikinci kilit nokta: Yenilik

Yeniliğin daha etkili öğrenmemize yardımcı olduğu uzun zamandır biliniyor. Ancak 15 yıl öncesine kadar bilimsel nedenini bilmiyorduk. Bunzeck ve Duzel adlı iki sinirbilimcinin, insan beynini incelemek için fMRI teknolojisini kullanmasının ardından beynin yenilik yoluyla öğrendiği ispatlanmış oldu. Bilimsel olarak da kanıtlanmış olan yeniliğin hikayelerdeki yeri ve kullanımı da bir hayli önemli. 

Hikayelerinizin özgün olması fark yaratmanızı sağlar. 

Neden yeni hikayeler arzuluyoruz?

Birçok marka ve şirket stratejilerini oluştururken hayran oldukları markaları kopyalıyorlar. Başkalarını kopyalamak, ilham almak doğamızda var. Ancak maalesef bu taklit durumu hikaye anlatımı ve içerik için pek de faydalı sayılmaz. Eğer ses getirmek istiyorsanız yeni bir imaj, hikaye veya fikir sunmanız gerekiyor. Bilimsel olarak da Dr. Duzel’in araştırması, yeniliğin beyinde ödül olarak dopamin salınımını tetiklediğini ve bizi daha fazlasını öğrenmeye teşvik ettiğini gösteriyor. O nedenle storytelling (hikaye anlatıcılığı) aracılığıyla oluşturacağınız içeriklerin hedefi de bu teşviği yaratmak olmalı!

Hikayeniz ne kadar özgün? 

Bir dahaki sefere bir yazı yazarken, video veya sunum hazırlarken kendinize şunu sormalısınız: Dünyaya yeni bir şey mi tanıtıyorum? Yeni hikayeler, yeni araştırmalar, yeni fikirler… Yoksa basit bir Google aramasıyla herkesin ulaşabileceği bilgiler mi veriyorum?

Unutmayın, empati ve ilişkilendirilebilirlik hedef kitlenin ilgisini çekerken yenilik ve özgünlük de onların dikkatini çeker. Yenilik yapmak risk gibi görünse de samimi bir iş ortaya koyduğunuz müddetçe hedef kitleniz bunu mutlaka ödüllendirecektir. Bunun yanı sıra, içerik ve hikayelerinizi oluştururken dikkat etmeniz gerekenleri anlattığımız İçerik kraldır! Pek ama nasıl içerik? yazımıza göz atabilirsiniz.